20 Mart 2016 Pazar

Paraşütler Kesin Açılmadı Ve Çarptım





   Gece sabahın 03.35 gökyüzü o kadar dingin o kadar sakindi bir o kadarda güzeldi. Hiç böyle görmedim sanki yıldızlar kendi aralarında raks ediyorlardı. Bir sakinlik vardı. Hava da meltem yoktu. Öylesine bir soğukluk var ki içime kadar işlemişti adeta. İçimde bir ürperti bir soğukluk oldu. Şükrü arkadaşımı evine bırakmıştım. Bende arabayla seyir halinde eve doğru yaklaştım. Evimiz tam karşımda duruyordu.




   Arabayı sürerken tam yokuşu çıkmıştım ki, bir anda direksiyonu yolun sağa tarafına kırdım. Dost doğru konuştuğumuz arkadaşın evine gittim. Kapıyı çaldığımda annesi çıktı ve yeni yattı uyuyor dedi, kaldırır mısınız dedim. Kalkmaz yattı dedi sonra arkadaşım sesimi duyunca kalkmış ve giyinip geldi. Bindik arabaya, nereye gidelim diye konuşurken, hayvanat bahçesine gidelim dedi. Ne yapacağız orada dedim, tavuklar var biz gideriz yeriz dedi.

   Ben boş ver desem de onun ısrarları üzerine dayanamadım ve iyi gidelim dedim. Sonra gittik oraya... Ben arabada demlenirken, arkadaş hayvanat bahçesinin bekçisiyle karşılaşmış olduğunu gördüm. Hemen arabadan indim ve ne olduğunu sordum. O da siz ne yapıyorsunuz bu saatte diye sordu. Bende görmüyor musun, demleniyoruz dedim. Tartışmaya başladık... Arkadaşa ''bin şu arabaya'' dedim. Bekçiye ise, bir kelime daha konuşursan uçan kafayı yiyeceksin dedim, sonra o da sustu.


    
    Sonra 100 metre gibi gittik... hız çok olmamakla beraber  bir ara gözlerim kapanır gibi olmuştu,  belki bir kaç saniye uyumuştum... 4 veya 5 takla attık, direğe  vurmuşuz, direk arabayı mıknatıs gibi  çekmiş ve araba V şeklini almış. Arabanın başka hiç bir yerinde hasar  yok ama ortası çökmüş ve  tavan ikiye ayrılmış... nasıl olduğu anlaşılır gibi değil... Araba yan yatmış, bende arkadaşım üstüne savrulmuşum. O da altımda nefes almakta zorlanıyor idi.

   Ben ise, sağ tarafımda tam onun olduğu tarafta bir soğukluk hissediyorum ve aynı zamanda sanki bir hançer saklıymış ve kanlar dışarıya çıkıyormuş gibi hissediyorum. Arkadaşım korkmaya başladı ve çıkmayan sesiyle ağlayarak bağıracağım diye uğraşıyor idi... Kendinden geçiyordu... sus diyordum ama anlamıyor idi, ölüyorum nefes alamıyorum diyor idi.

  Sakin ol, diyorum... Yoksa ben öldüreceğim seni... zaten kollarımın üzerindeydim ve zor duruyordum... Emniyet kemerini ikimizde takmamışız. Kafam onun üzerinde, vücudum sağ tarafımdan itibaren savrulmuş ve onun üzerine yığılmışım... O ise, yan yatmış kıpırdayamıyor ve ben üzerinde olunca ayaklarım sanki bir yerlere sıkışmış gibi hissediyorum.

  Başladım kendi kendimi zorlamaya... zorlaya zorlaya üstünden kendimi alabildiğim kadarıyla bir kenara çekmeye çalışıyordum, gövdemi biraz kenara alabilmeye başardığımda sordum, şimdi nasıl rahatladın mı? diye, tamam iyiyim dedi o da. Beni dinle şimdi diyerek devam ettim, benim sağ tarafımda kan gibi bir şey var mı bir bak dedim.

  Baktı ve  yok dedi. İyi bak dedim, yok diye tekrarladı. Kalkarız o zaman dedim... Kendimi kalkmak için çok zorladım ama ne yapsam kalkamadım... Sonra dedim evi arayayım... Ceketin cebinde cep telefonum vardı. Onu cebimden almasını söyledim arkadaşıma...sen al ve  arayalım dedim. Arkadaşım bir türlü ceketimin cebindeki telefona ulaşamadı.

 Dakikalar adeta sürbilansa girmiş bir paraşüt gibi jet hızıyla yere düşercesine ilerliyordu. Artık trafik kazası yapmış olduğumuzun farkındaydım. Beklemekten başka yol yoktu. Tarifi olmayan bir sıcaklıkla beraber acılar içerisinde arabanın içerisinde bekledim. Bekledik, Bekledik, Bekledik...

                                     


Abdullah Tığ
Abdullah Tığ

Ben Abdullah Tığ. Ben kimim diye merak edenler için, kendimle alakalı kısa bir bilgi vermek istiyorum. 1980 yılında güller diyarı Isparta'nın yedi renkli doğa harikası olan Eğirdir ilçesinde doğdum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


1. Engelsiz renkler kişisel web yolculuğunun kuruş amacı iletişimi yazarak, konuşarak ve deneyimlerimizin birimi sonucunda doğru bilinen yanlışlıkları hep beraber görmemize sağlamasıdır.
2. Söz ağacımızın panorama sayfası etkinliğinin kuruşu amacı ise kendinize vereceğiniz bir söz, paylaşacağınız bir konu, yapacağınız bir öz eleştiri, kendinize neler kattığınıza bildirir.
3. Sevdiğiniz veya sevmediğiniz her konuya dilediğiniz ölçüde öz eleştiri yapma hakkınızın var olduğunu sakın unutmayın !
a. Kendi özgün yorumunuz sizinle iletişim kurmamızı sağlar.
b. Rica ediyorum yorum bölümüne veya özelden ben size takibime aldım size de blog sayfama beklerim demenize gerek yok !
c. Karşılıklı yorum yapalım, takip edelim hem gelişimimizi hem de büyümemizi katkı sağlayalım demenize gerek yok ! Tanımak, iletişim kurmak ve okuma isteği olanlar zaten gereğini yapar.
d. Demem o ki ilk önceliği blog sayfası olanlara, takip etmek için takip edenlere, yorum yapmak için yorum yapmaya arzulayan veya başka bir düşüncesi olan kişilerle mümkün oldukça iletişime geçmiyorum.
e. Böyle düşüncesi olanlara saygı duyuyorum ! Kendi adıma kusura bakmayın diyorum ! Belkide blog dünyasında böylelerine ihtiyaç vardır onu bilemiyorum ! Herkese blog yaşamında başarılar diliyorum.
Saygılarımla.