20 Mart 2016 Pazar

Cep Telefonun Bulunuş Hikayesi




Arkadaş, tekrar ceketimin cebini aramaya başladı. Ellerini gezdiriyordu ama ne üzerimdeki cebi buluyor ne de cep telefonun ağırlığını hissediyordu... Bulamayınca başladı yine ağlamaya...

Bir sus diyorum, elinde oyuncağı alınmış çocuk gibi ağlıyorsun! Onu sakinleştirme çabalarım devam ederken, o arada iki eliyle belime bir sıktı ve bir anda arka arkaya iki defa kütür kütür diye kemik sesleri geldi. 'Anam' dediğimi hatırlıyorum... 

Sen ne yapıyorsun derken, bir yandan da vücudumda  acı ve sancıların arttığını hissetmeye başlamıştım. Belim gitti dedim ve ne olduğunu anlayamadan, birden enerjim düşmeye başlamıştı.

Sonra nasıl olduysa arkadaşım cep telefonunu bulmuş. Cep telefonunun rehberinden rastgele dayımın oğlunu aramış. Dedim nereye arıyorsun. Arkadaşımın elinden cep telefonunu nasıl aldım hala anımsayamıyorum. Hemen dayımın oğlunun telefonunu kapattım. Sonra evi aradım. Abim çıktı telefona... kaza yaptım dedim. Var mı bir şey diye sordu? Yok dedim, iyi geliyoruz dedi. Araba yok o saatte... A blok ikinci katta taksicilik yapan komşumuz vardı. Abim ve babam komşumuzu gece uykusundan uyandırmışlar. Komşumuzu durumu anlatmışlar. Anımsadığım kadarıyla 20 dakika geçti abimgiller geldiler. Önce nasıl olduğumuzu sordular. Bende kazanın şokuyla iyiyiz, yok bir şeyimiz dedim.

Araba yan yatmış dört tekerleği boşta kalmış. Abimler bizi çıkarmak istiyorlardı ama nasıl çıkaracakları bilmiyorlardı... Arabaya bakıyorlar, etrafında keşifler yapıyorlardı... Sonra dediler ki, sizleri direksiyonun üzerinde patlamış olan ön camdan kaldırarak çıkarmaya çalışacağız. "Boğuk bir sesle tamam dedik." Benim sağ tarafımda sanki bir kızıl deniz var. Akıyor aktıkça sancılardan, ağrılardan duramıyordum... Bir çıksam şuradan  diye düşünüyorum sadece... üstte ben olunca, ilk önce karga tulumba beni çıkartmaya  çalıştılar...

O kazanın vermiş olduğu üzüntü ve panik içerisinde, bilinçsizce ve istem dışı olarak abim, babam ve komşu Ahmet abi beni arabadan çıkardılar. Seni önce  arka bagaja koyalım ve arkadaşını çıkartalım dediler. Sonra beni karga tulumba bagaja oturdular. Sırtıma koltuğun arkasına destek olarak dayadılar. (Araba kartal taksiydi.) Arkadaşımı ise, şoför koltuğuna oturttular. Abimin anlattığına göre hastaneye giderken tam köprüde bir tane ambulans karşımızdan geliyordu dedi. Meğersem memleketimizin önde gelen iş adamı arabasıyla iş toplantısına giderken yaptığım kazayı görmüş arabasını kenara geçip durmuş. Sizi arabanın içerisinde göremedim. Ne olur ne olmaz diye 112'yi aradım dedi. ( Geçmiş olsun için ziyarete geldiğinde abim ve bana durumu böyle anlattı. ) Biz hastaneye ulaştık. Ambulans da kaza yaptığımız yere ulaşmış.

Arabayla acil servisin önünü kadar çıktık. Hastanede kapının girişinde sedye görünüyor. Abimin bir anda bağırmasıyla hasta bakıcılar çıktı. Abim hasta bakıcılarına sedyeyi getirin acil hasta var dedi. Hasta bakıcılar önce doktor ve hemşirelere çağırdılar. Abimler hasta bakıcılar eşliğinde arkadaşımla beni tek tek sedyeyle polikliniğe götürdüler.

Doktor hanım el işaretleriyle bir takım sorular sordu. Ben de sorduğu soruları hemen cevap veriyordum. Rahatlıkla konuşabiliyordum.

Doktor hanım verdiğim cevaplar ve konuşmalarım üzerine bunun aklı başında diye beni önemsemedi. Hemşirelerin doktor hanıma uyarmasıyla arkadaşımın yanına gitmiş. Arkadaş ise, alkol komasına girmiş. Doktor hanım ondan korkmuş, uzun müdahaleler sonucu arkadaşım ayılmış. Doktor hanım yanımdan gittikten sonra. Hastane polisi, yanıma geldi. "Polis memuru devamlı şu alkol metreyi ağzıma tutup üfle diyor." "Alkollüyüm ama üfleyecek gücüm yok dedim."  Neden üfle yemiyorsun diye hastane polisi tekrar tekrar soruyordu. Sağ tarafımda tarif edemediğim bir sancı var nefesimi kesiyor diyordum. Başta hastane polisi olmak üzere çevremdeki herkese söylüyordum. Lakin bir türlü inanmıyorlardı.
  
  Ben sağ tarafım dedikçe, göbeğimi açıp bakıyorlardı. Sende bak görüyor musun yok bir şeyin diyorlardı. Polis alkol metreye üfle diye ağzıma tutmaya başladı. Ben de var gücümle üflüyorum nefesim yinede yetmiyordu. Doğal olarak ibre yerinden kımıldamıyordu... "Hastane polisi sen, bilerek üflemiyorsun dedi." "Hastane polisine sen neyden bahsediyorsun dedim." Artık öfkelenmeye başladım. Hastane polisiyle tartışmaya başladım. Ayağa kalkmasam da... Hastaneye ayağa kaldırmaya başarmıştım. Bu durumda haliyle tedavim gecikmesine sebep oldu. Yeni gün üzerimize doğuyordu. Pencereden güneş iyice kendini göstermeye başlamıştı. Hala doktor hanım, tedavimde bir teşhis koyamadı. Uzun süre yatakta müşahede altında kaldım. Sizce bundan sonra neler olmuştur. Merak eden okuyucularım, takipte kalsınlar bir sonraki yazımda buluşmak üzere hoş çakalın. 

  Saygılarımla.

                                      



Abdullah Tığ
Abdullah Tığ

Ben Abdullah Tığ. Ben kimim diye merak edenler için, kendimle alakalı kısa bir bilgi vermek istiyorum. 1980 yılında güller diyarı Isparta'nın yedi renkli doğa harikası olan Eğirdir ilçesinde doğdum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

1. Söz ağacımızın panorama sayfasına vereceğiniz bir söz, yapacağınız bir yorum, paylaşacağınız bir konu, kendinize neler kattığınıza bildirir.
2. İstediğiniz her konuya öz eleştiri yapma hakkınızın var olduğunu sakın unutmayın !
3. Rica ediyorum yorum yapmak için yorum yapmayın.
4. Ben takipteyim ve yorum yapıyorum size de beklerim demenize gerek yok ! zaten arif olan anlar ve gereğini yapar.
5. Kendi özgün yorumunuz sizinle iletişim kurmamızı sağlar.
Saygılarımla.