21 Mart 2016 Pazartesi

Cafe Evren'in Evveli ve Ahiri


  1999 yılında abim benim çalıştırma isteğim üzerine bir işletme olarak cafe alıvermişti. Abim Cafe'nin İsminin de Cafe Evren olaması düşünmüş ve bu ismin daha uygun olacağını öngörmüştü sonrada istediğin şekilde çalıştırabileceği mi söylemişti.Bende bu doğrultuda hemen kollarımı sıvayıp  işe koyuldum önce temizlik işlerini yaptım sonra ben ve abim tadilat işlerini  ve diğer dekorasyon işlerini yaptık artık Cafe Evren çalıştırmaya hazırdı.

 Benimle çalışabilecek bir çalışma arkadaşımı daha evvel belirlemiştik onunla beraber Cuma Günü Sabah Erkenden Cafe Evren'in kapısından içeriye girmek için önce anahtarı  kapının kilidine taktıktan sonra Bismillah deyip anahtarı çevirdim daha sonrada sağ adımımı öne atıp dükkanı açmıştık Cafe Evren yeni konseptinde yeni dizaynıyla yeni müşterilerine hizmet vermek üzere faaliyete geçmiş bulunmaktaydı.

 On  ay boyunca Cafe Evren'in işletme sorumluluğu üstlenmiştim hedeflerim vardı düşlerim vardı hayallerim vardı hepsinin ayrı bir önceliği farklı bir zaman aralığı vardı gerçekleştirebilmem için bunun bilinci içerisinde idim ve ben mücadeleme bu doğrultuda devam ediyordum.

  2000 yılı milenyum yılı idi. Milenyum yılınında ilk yazını da Cafe Evren'de geçirmeye az bir günler kalmıştı farklı bir duygu seli içerisinde düşündüklerimi yapabilmenin mutluluğunu yaşıyor hayallerimin uçsuz bucaksızlığında hareket ediyordum ve nihayet yazda kendini göstermeye başlamıştı.

 Ben ve arkadaşlarım yaz ayının vakurluğunu gündüzlerin sıcaklığında ve gecelerin de serinliğini yaşıyor aynı zamanda Cafe Evren'e arkadaşlarımla beraber sabah geliyor akşama kadar hep birlikte çalışıyorduk artık cafe'yi aynı anda gelmeye ve işin durumuna göre aynı anda kapatıp gidiyorduk.

  Cafe'yi kapattıktan sonra yine hep birlikte gecesinin koynundaki ışıkların arasında rüzgarın serin esintisine kendimize bırakır hep beraber gezer eğlenir ve evlerimize dağılma zamanı geldiğini düşündüğümüz zaman hepimiz aynı anda uyumak için evlerimize giderdik.Arada başka arkadaşlarımız katılsa da hayatımızın şekli hep aynı şekilde devam  ediyordu hep beraber geliyor hep beraber gidiyorduk Cafe Evren'de her günümüz dolu dolu geçiyor her günümüze ayrı bir hatıralar ekliyor farklı anılar eşliğinde geçiyordu çalışıyor geziyor eğleniyorduk günler bitse de bizim günümüz bitmeden o gün bitmiyordu günlerin, haftaların, ayların farklı edası mutluluğunu yaşıyorduk.

  Taki askere gitme zamanı yaklaşınca ve trafik kazası yaptığım günün sabahına kadar  bu böyle devam etti. Kaza yerinden hastaneye gittiğim o sabahın soğuk yüzünü hissettiğim o gün her şeyin farkında olmadan hastane yollarında başlayan bir kaybetme serüveninin ilk öyküsünü yaşıyor kaybetme tepesine çıkan ilk yolun ilk basamağından bir yerlerden birileri beni işaret edip göz kırparcasına fısıldıyor ve zemin katta biraz beklettikten sonra birden kendimi birinci basamağa çıkmış ve ilk basamağı yükselmiş buluverdim bu basamak kaybetmenin derinliği arttıkça merdivenlerini inşa ediyordu.

  Sanki içimden bir şeyler boşalıyordu ve bunu her geçen saniye daha fazla hissediyordum ama bir türlü tarifini yoktu ne zihnimde nede gözümde onun için diyorum kendi kendime çok önemli bir şey yoktur olsaydı şimdiye kadar çoktan fark ederdim. Lakin hayatımı etkileyebilecek  bir şey olabileceği hiç aklıma bile gelmiyordu.En fazla bugün veya yarın doktorlar taburcu ederler diye düşünüyorum.
Hayatımın en dolu en gururlu en mutlu en manalı zannettiğim dönemimde tatlı bir telaş içindeyken birden o renk cümbüşü  bir anda ahengini kaybedecek sonra bana acı  ve gerçek olan hakikat söylenirken sanki o an bir rüyadan irkilerek uyanıyor gibiydim şaşkın ve düşünceli bir şekilde etrafıma bakınıyordum. 

  Zihnimden önce fiziksel sağlığımı kaybettiğim hissine vardım sonra  asker olma arzumun şevkimin isteğimin artık bir daha bu duygularımı yaşayamamak vatani görevimi yapamamak görememek gidememek üzere bitmiş olduğunu fark ettim. Gençliğimle birlikte sağlığım, vatan aşkı, yar aşkı ve Cafe Evren'e olan ideallerim hayallerimin içinde esmekte olan fırtına karşı artık zamana uzanırken an be an yok oluyordu. 

  Hiç beklemediğim bir anda hiç ümit etmediğim bir anda hayat benim için bir yerlerden teğet geçmeye kafasını koymuştu artık olasılıklar umutlar tükenmeye başlıyor ve olabilirlikler ortadan yavaş yavaş kalkıyordu. Gençliğimin baharındayken ömrümün geri kalanını kader bir bıçak gibi tam ortadan ikiye böldü.

 Doktorlar tarafından şifa bulmam ve daha hızı iyileşebilmem için Fizik tedavi önerildi. Abim de bu bilgilendirme üzerine bir çok girişimlerde bulunuyordu. Abimle birlikte Hastane hastane dolaştık ve en sonunda kendi ilçemizdeki Hastanede Fizik Tedavimin devamı konusunda karar verdik.

 Bir çıkış yolu için gittiğimiz hastaneler de görüşmelerde bir söylenti bir söyleyiş olsa umut adına hemen oraya gitmek için yol alacaktık vuslat uzun yol ondan daha uzun kader en derin çizgisini yazmış iksire ne hacet kalmış zaten yapılması gerekenler yapılmış ama daha yolun başı neylersin vuslat vurgun, vuslat acımasız, acılarım taze, acılarım hassas olduğu dönem de bir yok oluşun başlangıcıydı belki de varlığımı bilmen için giden bir yol, belki de bir teslimiyet, belki de bir kabul edişe giden bir okyanusun hazırlığı idi. 

  Artık  bundan sonra ki Fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavimi ilçemizdeki hastanede tedavimi kaldığım yerden devam etmeye başladım eğer tedavi koşullarından memnun kalırsak tedavimi sürdürmeye devam edecektik ve ileri ki aşamalarda olumlu gelişmeler olursa ona göre hareket edip karar verecektik artık tedavi sürecimin üzerinden iki ay geçmişti ve tedavimden de memnun idik. Abim de benimle bu konu hakkında görüşlerini söyledi yaz ayı yaklaşıyor cafe'yi faaliyeti geçirelim hemde burada tedavini aksatmadan gerçekleştiririz sonra seni de cafe'ye götürür orada hava alırsın, oturursun, sohbet edersin demişti. 

 Ben de olur dedim zaten Cafe Evren'den sekiz ay gibi bir zaman diliminden uzaklarda yaşamıştım sekiz ay bir rüzgar yeli gibi gelip geçmişti. Abim de bunun farkında idi sanırım bir an önce harekete geçip Cafe Evren'i tekrar faaliyete geçirmenin planlarını yapmaya başladı.

  Abim Cafe Evren'e yeni girişimlerde bulunmak için ne gerekiyorsa yapılması için Cafe Evren'e gitmiş durum tespiti yapmış sonra da yeni dekorasyon yeni versiyon oluşturmuştu. Lakin abimin benim Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tedavim sırasında ve ilk hastaneye yatış yaptığım günden itibaren gece ve gündüz bütün ihtiyaçlarımı karşılamakta ve her daim benimle birlikte oluyordu.

  Abim beni mümkün oldukça hiç yalnız bırakmıyordu dolayısıyla Cafe Evren'e yetişemiyordu kendisi işin başında devamlı duramadığı içinde devamlı ortaklara emanet etmek zorunda kalıyordu. Bir ortak gidiyor bunun akabinde başka bir ortaklık kuruluyor sonuç itibarı ile hiç bir ortakla istenilen istikrar sağlanamıyordu. Abim herkese elinden geldiğince yardımcı olduysa da gitmek isteyenlerin ellerini son bir kez daha tutuyordu ama bu sefer iki eliyle birlikte tutuyor sonra da salıveriyordu ve gitmek isteyenler böylelikle daha hızlı gidiyor ve abim son kez gitmek isteyenlerde bu konuda da yardımcı oluyordu.

  Ben de ne kadar mukavemetsiz olursam olayım benimde yapabileceklerim bir şeyler olduğunu biliyor düşünüyor dile getiriyor ve hiç bir şey yapmadan tekerlekli sandalye üzerinde oturmak istemiyordum. Ben Tekerli sandalye üzerinde sekiz saat gibi bir süre oturabiliyorsam ve bunun dışında hiç  bir engel olmuyorsa oturmama dair bende her gün dışarıya çıkıp geze biliyorsam gittiğim yerlere tekerlekli sandalyeye uygun bir şekilde dizayn edebiliyorsak sorunları çözüm olarak kabul edip istediğim kişilerle istediğim zaman sohbet muhabbet etme imkanım oluyorsa bir çok şeyleri geride bırakıp yeni bir hayat anlayışını benimsemişken bir çok zorlukları göğüs gerdikten sonra ve sadece kağıt oyunları oynayarak vaktimi boş yere harcamak istemiyordum.

  Bu konuda çok şanslı olanlardanım benim sahip olduğum imkanları çok az bir engelli sahip olabildiğini düşünüyorum.Bir engelliyi odasından evinde dışarıya çıkarmak sosyal bir çevre ile bütünleşmesini sağlamak kolay bir iş değildir.Ailem bu konuda bütün imkanları benim için yani tekerlekli sandalye kullanan bir engelli için seferber etmişlerdi.Bu hususta çok şanslıyım böyle bir durum her engelliye nasip olmaz onun için şimdi Allah şükür ediyorum.

  Kaldı ki bunu şuan devlet bile her engelliye bu imkanları 2015 yılı itibarı ile hala gerçekleştiremiyor. Her engellinin hak ettiği ve isteyebileceği bir şeyler bunlar her engelli kendi başına bir Sosyal Devlet Olamaz olursa da bir süre sonra o ülkede Sosyal Devlet Anlayışı Kalamaz şartları ve koşulları iyileştirilmesi geliştirilmesi Sosyal Devletin  Sorumluluğunun bilinci altında sağlanmalıdır diye düşünüyorum.

  O günlerde Kendime ifade edebilme konusunda hatalarım kusurlarım olduğunu düşünüyorum belki de yapımın gereği de sivri dilli, sert mizaçlı, insanları kırmaktan çekinmeyen bir tarafımda vardı. Bu duygu durumu geçişleri benim konuşma şeklim üslubuma yansıyor ve beden dilimle birlikte zaman ve mekan içerisinde sinirlendiğim zaman müstehcen sözler söylüyordum. Yalnız duygusuz ve duyarsız bir tablo resmide hiç değildim. 

 Cafe Evren'e gittiğimde bir tablo resmi gibi giriş kapısının tam karşısındaki duvarın dibinde yerimi alıyordum önüme bir tane  kare masa ve masanın dört ayakları yüksek olmasından dolayı tekerlekli sandalyemle rahatlıkla içine girebiliyor ve tekerlekli sandalyemin üzerinde rahatlıkla oturabiliyordum ve her türlü işimi masanın üzerinde rahatlıkla yapabiliyordum kare masa önüme getirilmiş oluyor benimle birlikte  masanın içerisine genelde üç tane boş sandalye konuluyordu ve böylelikle kare masa tamamlanmış oluyordu. 

  Ben bir tablo ol masamda havanın şartlarına göre tablonun yeri ve görünümü değişebiliyordu bazen bahçede bazen gölün kıyısında bazen Cafe Evren'in ön kapısının önünde duruyor ve bir kare masa ile bütünleşiyor bir  tablo resmi edasında duruyordum. Benimde bu durum hoşuma gitmiyordu benim yaşayış şeklim ve hayat tarzıma hiç uymuyordu. 

  Her geçen gün sıkılıyordum sıkıldıkça bunu sözlü olarak konuşmalarımın sırasında söylüyordum sıkı can iyidir bir kere girdimi kolay kolay gitmez eğer sizde gitmesi için girişimlerde bulunmuyorsanız bir şeyler yapmıyorsanız çalışmıyorsanız neler yapabileceğinizi bildiğiniz hale bir şey yapamıyorsanız bir dost olarak sıkı canla arkadaş oluyorsunuz sonrada dostluğunuz baki kalıyor farkında olmadan sizinle bir oluyor diri oluyor seninle birlikte hareket ediyor sen nereye oda seninle geliyor yani yanı başında bir dost nereye götürsen hep yanında oluyor.

  Önce akıl sağlığında değişmeler oluşmaya başlıyor sonra çalışmanın bilincini bilmemin bilincinde olsanız da bütün her şey yönünden yolundan çıkmış oluyor. Acılarımın alışkanlığa dönüşüp sonra kabuklaştığı o derin duyguları sen dışarıya çıkarmak istemesen de birileri gelip bir balon patlatır gibi patlatır seni allak bullak ediyordu.

 Benim paraşütler açılmadığı gün yüksekten sert düştüm ne zaman düştüğümü nasıl düştüğümü unutmadım belki de tekrar doğmak için battım abimin sırtında omuzlarında yolları aştım lodos çiçeği gibi suyun serinliğini bilmem için ateşe düştüm.


                              
  2015 yaz mevsiminin bazı akşamlarında yemeklerimizi ailecek ve yakın akrabalarımızda  yemek yeme imkanları oluştu sonra abim hazırladığı ve servisini yapmış olduğu yemekleri hep beraber bahçede gölün kıyısında oturuyor gecenin manzarası eşliğinde yemeklerimizi yiyoruz ve bir yanda da gölün güzel kokusunu hafif bir meltemle hissediyorduk sağ tarafıma baktığımda adanın uç kısmındaki yeşil ağaçlar gecenin alaca karanlığında ışıklar altında yansıyor sol tarafıma baktığımda plajdaki evlerin ışıkları ve sahil kıyısı bir parıltı ile görünüyor tam karşımızdaki dağlar ve üzerindeki evlerin ışıkları gölün üzerinden nokta kadar görülebiliyor gökteki  yıldızlar aydınlığı bir havuz bahçesi gibi parlıyor ve bunları uzun bir masa etrafında çaylarımızı yudumlayarak sohbetlerimizi muhabbetlerimizi devam ederken loş bir ortamda hafif müzik eşliğinde oturuyor sonrada saat  yirmi üç veya yirmi dörtte kadar bizleri hem abim hemde Cafe Evren Misafir ediyordu.

  Cafe Evren de ilk yazımda güzel anılarla geçmişti ve son yazımda güzel bir şekilde neticelendi diğer yazlarda hatır koymasın onlarda güzeldi sadece biraz hüzünlü ve biraz da acımtırak geçmişti yine de farklı bir duygusu doğası tabiatı coşkusu vardı.

 Bunları niye yazıyorum derseniz Cafe Evren de bir yaşanmışlıkların olduğunun ve bu yaşanmışlıkların son olmasa da bir şekilde son bulduğunu belirtmek istiyorum yani Cafe Evren'e bir başkasına devretmiş bulunmaktayız ve bundan sonra başkası tarafından başka bir ismin adı altında yeni yüzü ve yeni dekorasyonu ve yeni başlangıçı ile inşallah değerli müşterilerine hizmet vermeye devam edeceğini belirtmek istedim.

  Cafe Evren'i alan kişilerinde işlerimde başarılar dilerim sonuç olarak o kişilerde vakitlerini zamanlarını enerjilerini maddi ve manevi güçlerini orasını için mücadele verecekler ve emek harcayacaklar. Allah işlerini güçlerini rast getirsin Allah utandırmasın inşallah. Allah nasip ederse ömrüm oldukça arada bir gidip ziyaret edip ve çayını kahvesini içip sohbetimi yapıp geri gelirim.

  



Abdullah Tığ
Abdullah Tığ

Ben Abdullah Tığ. Ben kimim diye merak edenler için, kendimle alakalı kısa bir bilgi vermek istiyorum. 1980 yılında güller diyarı Isparta'nın yedi renkli doğa harikası olan Eğirdir ilçesinde doğdum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

1. Söz ağacımızın panorama sayfasına vereceğiniz bir söz, yapacağınız bir yorum, paylaşacağınız bir konu, kendinize neler kattığınıza bildirir.
2. İstediğiniz her konuya öz eleştiri yapma hakkınızın var olduğunu sakın unutmayın !
3. Rica ediyorum yorum yapmak için yorum yapmayın.
4. Ben takipteyim ve yorum yapıyorum size de beklerim demenize gerek yok ! zaten arif olan anlar ve gereğini yapar.
5. Kendi özgün yorumunuz sizinle iletişim kurmamızı sağlar.
Saygılarımla.