20 Mart 2016 Pazar

MR Değil Nasıl Bir İşkence Masasıydı




   MR odasına girdim. Ben sanıyorum röntgen filmi gibi hemen çekilip çıkacağız. Karşımda beyaz, ortası yuvarlak tabuta benzer bir makine var.

  Uzun beyaz bir yatağın üzerine yatırıldım. Sağ tarafımda camlı bir bölme var ve bana karşı duruyor.
Bilgisayarlarla donatılmış küçük bir bölüm...

  Başımda beyaz önlüklü teknisyenler duruyor ve başımın nereye geleceğini, nasıl duracağımı, nasıl sedyeden aktarılacağı mı anlatıyorlar.

  Diğer teknisyen ise, bilgisayarın önündeki camdan bize bakıyordu.

   MR'a girdim. Teknisyen hiçbir şekilde kımıldamadan duracaksın dedi. MR yarıya gelmeden durdu.

 Teknisyen 5 defa aralıklarla nefes al tut ve sonra nefesini bırak dedi. Bende teknisyenin dediklerini yaptım. MR raylı sedyeye bağlı kah beni MR içerisinden dışarıya çıkarıyordu kah Mr'ın içerisine giriyordum.

   Mr çekildi bitti sanmıştım tam. Lakin teknisyen tekrar yanıma geldi ve alnıma bir şey taktı. Teknisyen hiç pozisyonu bozmadan böyle dur dedi. Böyle hiç kıpırdamadan duracaksın yoksa Mr bir daha çekmek zorunda kalırız dedi, Ben de tamam dedim.

  MR'ın raylı sedye sistemiyle içine girdim. Başında duran teknisyen cam bölmedeki teknisyene işaret verdi teknisyen de Mr'ı çalıştırdı. Bende 5 veya 10 dakikada çıkarım sanıyordum... Artık alkolün etkisi de yavaş yavaş geçiyordu. Bir yandan da yavaş yavaş kafa ağrısı başlamıştı. Üşüyen vücudum titremeye çevrilmişti. İçerinin sıcaklığıyla yavaş yavaş kayboluyor ama her yerim sanki uyuşmuş gibiydi.

  Donuk bir şekilde duruyormuşum gibi geliyor, teknisyenin kıpırdamadan dur dediği aklıma geliyordu ve kıpırdamadan durmaya çalışıyordum ama kafamın içindeki ağrıdan duramıyorum... kafamın içi zonkluyordu, sancıyordu... Bir ağırlık vardı ve başka bir şey de düşünemiyordum. MR içinde ise bunaltıcı bir sıcak oluşmaya başlamıştı. Mr değil bir işkence masasıydı.

  Nefes almakta zorlanıyordum ve git gide sıcak olmaya başlamıştı. Üşüyen, titreyen vücudum bir anda ısınmaya ve yanmaya başlamıştı. Bakınıyorum... her yer karanlık ve içeride kimse yok, herkesi odadan çıkarmışlardı. MR'ın sesi bir yandan rahatsız ediyordu diğer yandan MR çalıştıkça aşağı yukarı gidip geliyordum. Sanki Mr'ın içerisinde yapılmayan işkence metotları kalmamıştı.

  MR bir duruyor belli bir süre sonra tekrar çalışıyor ve içinde gidip geliyordum. Artık MR içerisinde durmak imkansız olmaya başlamıştı. Nem, buhar, sıcaklık aynı zamanda kafamın zongultusu içerisinde ölüyorum sanıyordum. Çıkmak istiyordum ama hiç  halim kalmamış, galiba gözlerimin kapandığını hatırlıyorum.

  Dua etmeye başlamış ve sonra uyumuş kalmışım. MR'ın hareketiyle uyandım. Bir terlemişim alnımdan boncuk boncuk su dökülürcesine, gözlerimi dahi açacak halim yoktu. Kendi kendime dedim. Artık buradan çıkamayacağım, ruhum birazdan masada kalacak sandım. Trafik kazasında  ölmedim burada diri diri öleceğim diye düşünürken birden MR durdu ve ışıklar yandı.

  Teknisyen MR'ın kapağını açtı. Bu ne biçim bir alet, az kalsın öldürüyordunuz dedim. Yok bir şey olmaz dedi ve o arada kapıyı açtılar. Abimler hemen içeriye girdiler ve MR sonucunu ne zaman çıkacağını sordular. Biraz kenarda beklememizi ve eğer MR tam çıkmadıysa bir daha alabileceklerini dediler. Ben ise, bir daha girmem...

  MR'ın içerisinde adamı resmen öldüreceksiniz dedim. Neyse ki, MR tam çıkmış. MR filmini alalım dedik ama onlar olmaz, doktora biz teslim edeceğiz, MR filmi çok hassastır üzerinde küçük bir hata olması durumunda sonuçlar görünmez dediler. Teknisyenler siz doktorun odasına çıkın orada doktor size anlatır dediler. Bizde doktorla görüşmek üzere odasına gittik.

  Abimgillere kaç saat oldu MR'dayım, merak etmediniz mi diye sordum. Onlarda merak etmez olur muyuz, MR 1,5 saatte ancak çıkıyormuş dediler. Doktorun odasının yanındaki koridorda beklerken, abimler doktorla görüşmek için doktorun yanına gittiler. Böylelikle Mr çekilmiş oldum. Bu yazımı son verirken yorumlar kısmından düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.:)

    Sevgi ve Saygılarımla.

                               

Abdullah Tığ
Abdullah Tığ

Ben Abdullah Tığ. Ben kimim diye merak edenler için, kendimle alakalı kısa bir bilgi vermek istiyorum. 1980 yılında güller diyarı Isparta'nın yedi renkli doğa harikası olan Eğirdir ilçesinde doğdum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


1. Engelsiz renkler kişisel web yolculuğunun kuruş amacı iletişimi yazarak, konuşarak ve deneyimlerimizin birimi sonucunda doğru bilinen yanlışlıkları hep beraber görmemize sağlamasıdır.
2. Söz ağacımızın panorama sayfası etkinliğinin kuruşu amacı ise kendinize vereceğiniz bir söz, paylaşacağınız bir konu, yapacağınız bir öz eleştiri, kendinize neler kattığınıza bildirir.
3. Sevdiğiniz veya sevmediğiniz her konuya dilediğiniz ölçüde öz eleştiri yapma hakkınızın var olduğunu sakın unutmayın !
a. Kendi özgün yorumunuz sizinle iletişim kurmamızı sağlar.
b. Rica ediyorum yorum bölümüne veya özelden ben size takibime aldım size de blog sayfama beklerim demenize gerek yok !
c. Karşılıklı yorum yapalım, takip edelim hem gelişimimizi hem de büyümemizi katkı sağlayalım demenize gerek yok ! Tanımak, iletişim kurmak ve okuma isteği olanlar zaten gereğini yapar.
d. Demem o ki ilk önceliği blog sayfası olanlara, takip etmek için takip edenlere, yorum yapmak için yorum yapmaya arzulayan veya başka bir düşüncesi olan kişilerle mümkün oldukça iletişime geçmiyorum.
e. Böyle düşüncesi olanlara saygı duyuyorum ! Kendi adıma kusura bakmayın diyorum ! Belkide blog dünyasında böylelerine ihtiyaç vardır onu bilemiyorum ! Herkese blog yaşamında başarılar diliyorum.
Saygılarımla.