21 Mart 2016 Pazartesi

İnci Dallarına Seyre Daldım


  Yazılarımı okuyan engelli dostlarım ve yeni katılmış olduğum blog topluluğuna merhabalar, bir vesile ile art arta gelen bir tevafuk oluşumundan bahsetmiştim geçen yazımda. Bu tevafuk son halkası olarak tarif edebileceğim son durumu yazmak istiyorum.

 Yazılarımı genelde akşamüzeri yazmaya çalışırdım. Ne hikmetse bu gün saat 11.40 olmuş içimden bir ses  bir yerlerden yazmam için fısıldıyor. Bu çağlayanı daha fazla bekletmeden yazmaya başladım.

 Trafik kazası yapmamla başlayan olaylar beni hayat ile ölüm arasından sıkışmışlığı sevk etmişti. Sonraları peş beşe ardına gelen bir süre  olaylar kendimi odama hapsederek yatmış olduğum yatakta yaşamaya mahkum ettim. Adeta yatağımda bir kök salmışlığı yaşıyordum.

  İlerleyen zaman içerisinde. Sudan çıkan bir balık gibi bir çırpıda gün yüzüne çıkıverdim. Karanlık düşüncelerden. Siyahımsı bir reng ahenginden süzülen o sabit bir fikirden meydana gelmişti. Tek düze yaşanan bir hayattı. 

  Keyifsiz, tadı, tuzu yavan gelen bir yaşayışımı bir kenara bırakıp son noktayı koydum çok şükür... Bugün için yaşamış olduğum hayat okumakla yazmak arasında bir çağlayan nehir gibi akıp gidiyor. Zaman zaman o siyam tırak renkler, beni farklı bir renk halkalarıyla tanışmamı sağladığı inanıyorum.

  Ben de heyecanlı bir şekilde yazmaya çalışırken annem de bir yandan soru yağmurlarına tutmaya başladı. Zaten dışarıda puslu bir hava var. Yağmurda geceden yağmış önümdeki pencereden bahçemizdeki erik ve asma ağacının dalları  ıslak olarak görüyorum. 

  Kaloriferin yeni yanmasından dolayı odam hale soğuktu. Ellerim  buz gibi ben ise hafif üşüyorum. Anneminde odama  aralıklı gelip gitmesi hala devam ediyordu.  Belli ki ayak üstü bir şeyler anlatma çabası hala sürüyordu.  

  Bir ara yazı yazmaya çalışırken yastığımdan başımı kaldırdım. Biraz kızgın biraz da sitemli bir şekilde  ne oldu anne dedim? ( Biraz önce işimin olduğunu söyledim dercesine.) Saat 12.15 olmuş annem televizyondan duyduğu bir acı vefat haberini anlatmaya başladı. Mustafa Koç spor yaparken kalp krizi geçirip vefat dedi. Annemin ses tonu alçak sesle çıkıyor yüzünde bir üzüntü belirmiş bir şekil de  bir anda bana söyleye verdi. 

 Yüreğimden kaleme dökülen kelimeler arasında bir anda o heyecanını isteğini arzusunu kaybetmeye başladı. Tam da renklerden bahsederken bir haber aldım. Eğer siyahın bir tonları varsa oda ölümün renginin siyah olduğunu düşünüyorum. Bir son olarak da addetmiyorum. Lakin herkesin bir rengi varsa  ölümünde  bir rengi vardır ? Yok mudur bilmiyorum...

  Şu üç günlük dünyada yaşıyoruz. kendi adıma söylemek istersem hep bir koşuşturma  hep bir şeyleri yapabilme mücadelesi içerisinden oldu. Kaldı ki ne mevki, ne makam , ne şöhret, ne mal mülk hepsi boş. Bir varız bir yokuz ömür dediğimiz bir hayatta kelebek misali. Ölümden başka köy yok.

 Geleceğe dair planlar yapmayı severdim. Günü birlikte planlar yaptığımda çok oldu. Günü birlikte o anı yaşadığım. Elimdeki olanakları değerini bilebildiğim kadar anlayabildiğim kadar mücadele etmeye bildiğim doğrular, düşünceler içerisinde yürüdüm.

  Gerçi hala daha böyle bir düşünce içerisindeyim. Ölüm bir nefes kadar yakın ve bir o kadar uzaktayken hayat devam ediyor. Biz ne yaparsak yapalım vakit tamam olmadıktan sonra gerçekleşmiyor.

  Daha fazla sıkmayayım sizlere benim deli gönlüm esmeye başladı mı deli deli esmeye başlar. Bugün sabah  uyandıktan sonra bir fısıltı yazı yaz derken böyle bir düşünce içerisinde değildim. 

 Belkide bir yazı yazma teşebbüsünde dahi bulunmayacak. Belki de başka şeyler yazacaktım. Günün ortasında gelen acı bir haberle hissettiklerimin, duygularımın yer değiştirmesiyle yazmaya çalıştım.

 Heyecanlı, istekli, sabırsız bir ara kızgın haldeydim. İlerleyen saatlerle yatağımın üzerine oturdum. Bir pencereden erik ve asma dallarına görüyorum. Geceden yağmış olan yağmur erik ve asma ağacının dalları mini minnacık boncuklar şeklinde her bir dalına yayılmış ve bir inci ağacına bürünmüş. 


  Sağ tarafımdaki pencereye baktığımda. Bir tutam sakinlik ve sukut geldi içime. Karşımdaki pencereden dağların üzerinde bakınca kar birikintileri cansız soluk bir beyaz renkle duruyordu.  

 Gölün üzerine ve dağların üzerine kaplayan sisin bulutlarıyla düşünmeye ve hüzün dalmıştım. Gölün bir tarafını ceviz ağacının arasında sürülen lodosla birlikte göl cansız, sesiz, sakin akıyordu. 

  Sol tarafındaki pencereden bir biri ardına uzayan çam ağaçlarının ıslaklığı yeşil renge ayrı bir ahenk veriyordu. Böyle bir seyre dalmıştım. Hala yazmaya devam ediyor saat 21.23 olmuş artık yazımı son vermek istiyorum. 

  Anladım ki yazmak güzel bir şey lakin ne kadar yazarsan yaz söylenecek ne söz bitiyor nede buna zaman yetiyor. Belkide böyle bir uğraş içine girmemde vardır bir hikmet.
Deneyim yaşayıp yeni şeyler öğrenip göreceğim. Kitap okuma ve yazma yaşamında bir yer aldığı bu zamanlar... 

 Mustafa Koç'a Allah rahmet eylesin. Ailesine yakınlarına baş sağlığı dilerim. Allah ailesine sabır, şükür ve metanet versin. Ülkemize ve iş dünyasını baş sağlığı dilerim.
Sevgiyle ve Sağlıkla kalın...


Abdullah Tığ
Abdullah Tığ

Ben Abdullah Tığ. Ben kimim diye merak edenler için, kendimle alakalı kısa bir bilgi vermek istiyorum. 1980 yılında güller diyarı Isparta'nın yedi renkli doğa harikası olan Eğirdir ilçesinde doğdum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

1. Söz ağacımızın panorama sayfasına vereceğiniz bir söz, yapacağınız bir yorum, paylaşacağınız bir konu, kendinize neler kattığınıza bildirir.
2. İstediğiniz her konuya öz eleştiri yapma hakkınızın var olduğunu sakın unutmayın !
3. Rica ediyorum yorum yapmak için yorum yapmayın.
4. Ben takipteyim ve yorum yapıyorum size de beklerim demenize gerek yok ! zaten arif olan anlar ve gereğini yapar.
5. Kendi özgün yorumunuz sizinle iletişim kurmamızı sağlar.
Saygılarımla.